BDP Cizre ilçe merkezine polis saldırısı görüntüleri.
“Cizre’deki Newroz kutlamaları sırasında polisin ilçe binamıza düzenlediği saldırının görüntülerini paylaşıyoruz. Ağır silahlarla gerçekleşen saldırıda, ilçe binamız otomatik silahlarla taranıyor, küçük yaştaki çocuklar ve kadınlar da dahil olmak üzere çok sayıda insan darp ediliyor. Newroz’da Kürt halkının sergilediği tarihi direniş karşısında AKP’nin içine düştüğü aciz durumun bir göstergesi olan bu vahşi saldırganlığı, kamuoyunun dikkatine sunuyoruz.” (kaynak: merenbey)
“Türkiye’nin doğusunda yaklaşık 20 yıldan fazla süren Türk-Kürt çatışmalarının sonucunda topraklarından zorunlu olarak göç eden ve ülkenin diğer ucuna gelerek hayata yeniden tutunmaya çalışan Kürtlerin İstanbul’da midye satarak verdikleri yaşam mücadelesi “Dipteki Hayatlar“ın konusu. Gökyüzünün daha aydınlanmadığı saatlerde Kumkapı’dan tekne denize açılıyor. Midyenin, meşhur büfelere, lüks balık lokantalarına ve Mardinlilerin tezgâhına uzanan yolculuğu Boğaz’ın kıyılarında başlıyor. Şehmuz 1996’da İstanbul’a gelmiş, yaklaşık 13 senedir midye işiyle uğraşıyor. “Zaten genelde bizim Mardinliler bu işi yapar” diyor ve devam ediyor “Türkiye distribütörlüğü bizim elimizdedir. Zamanında bizim akrabalar gelmiş, bu işi yapmaya başlamış, herkes birbirinin tanıdığını çağırmış. Bizden önce Ermeniler yapıyordu. Onlardan sonra bize kalmış bu meslek.” (kaynak: ruhumbaykus)
“İşte Böyle: Bağbaşı’ndaki HES musibetine dair bir belgesel, 46 dakika. HES musibeti Erzurum Bağbaşı’nı da vurdu. Senelerdir süren hukuki ve fiziki mücadele, müteahhit firmanın baskısıyla yöre halkının aleyhinde seyrediyor. Köylülere verilen akla ziyan cezalardan biri, 17 yaşındaki Leyla’nın tüm köyle konuşmaktan men edilmesi. İlk kez devlet şiddetine maruz kalan köylüler, susuzluğa ve suskunluğa mahkum edilseler de gündelik hayat devam ediyor, elbet.” [via @kafa_radyo]
“Geçtiğimiz yıl Barselona’nın güneyinde, bir saat uzaklıktaki küçük bir yerleşim olan Margatania’nın futbol takımı minikler liginde bütün yıl oynadı ama hiç kazanamadı. 271 gol yediler, ama futbol oynamayı çok sevdiler. Pol şöyle diyor örneğin: “Gol atmamamız önemli değil çünkü eğleniyoruz”. Margatania F.C. 7 yaş altı minikler takımının bu eğlenceli hikayesi dokuz dakikalık bir kısa filmle anlatıldı. Yönetmeni bunun bir kısa film olmadığını yalnızca çocukların aileleriyle ve yakın dostlarla paylaşmak için hazırlandığını söylüyor. Ama filmi yüz binlerce kişi izledi ve pek çok ödül aldı bile. Kazandıkları için değil futbol oynadıkları için mutlu olan bir takım Margatania F.C. Kuzeydeki Barcelonalı abileri gibi futbol oynamayı seviyorlar, dünyanın her yerinde hakim olan “her ne pahasına olursa olsun kazanma” anlayışına küçük bir başkaldırı onlarınki.” (kaynak: bianet)
“TESEV Demokratikleşme Programı ve SUFilm ortaklığıyla çekimi tamamlanan Sulhname, 1990larda göçe zorlanan vatandaşların maddi zararlarını gidermeyi amaçlayan “Terör ve Terörle Mücadeleden Kaynaklanan Zararların Tazminatı Yasası”nı Van ili özelinde masaya yatırıyor. Belgesel, yasanın uygulanmasından sorumlu komisyonlar ile yasaya başvuran Kürt vatandaşlar ve avukatlarının görüşlerini bir arada ele alarak şu sorulara cevap arıyor: Yasa, toplumsal barış ve adaleti sağlama hedefine ulaştı mı? Yasa, 1990lara dair gerçeğin resmi kayıtlara geçmesi ve Türkiye’nin bu geçmişle yüzleşmesi için bir alan yarattı mı? Yasa devlet ile Kürtler, yerinden edilenlerle avukatları ve farklı Kürt gruplar arasındaki ilişkileri nasıl etkiledi?”
Yönetmen: Şehbal Şenyurt
31 Ocak 2008 tarihinde Davutpaşa’daki bir işçi atölyesinde meydana gelen patlamada 21 kişi hayatını kaybetmişti. Patlamada sorumluluğu olanlar hala hesap vermiş değil. “Hukuk devletinde yaşadığımızı söylüyoruz. Danıştay’dan Zeytinburnu Belediye Başkanı’nın yargılanması için karar çıkartmayı başardık, ama savcı hızla, savunma almadan Başkan hakkında takipsizlik kararı verdi. Sorumluların yargılanması için dört yıldır koşturuyoruz, daha da koşturmaya devam edeceğiz.”
İki Dil Bir Bavul filminin ekibinden beklemeye ve hatırlamaya dair yeni bir film: Babamın Sesi / Denge Bave Min
Tortumluların HES direnişi
“Burası askeri bir okuldur. Bu okulun tek amacı vardır; o da sizi Türkleştirmektir.” Bu söz 12 Eylül askeri darbesinin açtığı en büyük yaralardan biri olan Diyarbakır 5 No’lu Cezaevi’nde yapılan acımasız uygulamalara en temel gerekçeyi oluşturmuştu. Kendi döneminde “modern cezaevi” olarak lanse edilen ve Yüzbaşı Esat Oktay Yıldıran’ın başında olduğu askeri cezaevi yönetiminin fare yedirilmesinden copla tecavüze kadar, akıl almaz vahşi işkence yöntemlerinin uygulandığı 5 No’lu Cezaevi’nde çok sayıda kişi yaşamını yitirmiş, ardında yüzlerce yaralı, binlerce travma bırakmıştı. Diyarbakır Cezaevi’nde yaşanan olaylar ve arkasında bıraktığı büyük travma “5 No’lu Cezaevi” adıyla yönetmen Çayan Demirel tarafından belgeselleştirildi. (kaynak: @neyiro)
“Gerze halkı termik santral istemediği halde, mahkemeden yürütmeyi durdurma kararı çıktığı halde, halen ısrarla orada termik santral yapmaya çalışıyorlar. Jandarma ve polisin sanki Anadolu Grubu’nun özel güvenlikçileriymiş gibi davranması, dedeleri nineleri tekmelemesi içler acısı. En önemli konu ise suyun hapsedilip 48 yıllığına bu firmaya satılmasıdır. Su hayattır, suyumuzu kaybettikten sonra bize trilyonlar kazandırsa fayda vermez. Gerze düşerse tüm Karadenizin suyu hortumlanır. Güney Amerika’nın Bolivya ülkesinde hükümetin suları özelleştirmek istemesi nedeniyle ülke savaş alanına döndü. 1997 yılından beri yani 14 seneden beri halk mücadelesini yorulmak bilmek izin sürdürüyor. Bolivya gibi olmak istemiyorsak sorun büyümeden yok etmeliyiz.”
Gerze’de ne olduğunu merak edenlere (kaynak: @OpFl)
“Ayılara ve bizlere gelince. Direniyoruz. Ergene’nin yaşamayan balıklarıyız. Dördüncü derecede atık suyuna dönüşen o güzel nehirden zehirlenen bitkiler, hayvanlar ve insanlarız. İspir bölgesinde inşa edilen HES ve barajlar yaşam alanımızı parçalıyor. Soyak tarafından inşa edilen Gülbağ HES’inin inşası sırasında su yataklarımız dinamitlendi. Çoruh ve tüm kolları HES ve baraj nedeniyle şantiye ve dinamit yatağına döndüğü için sığınacak yer kalmadı. Sığınacak yer kalmayınca birimiz tutmuş bir köyün yolunu. İki kişiyi öldürmüş. Bu bozayı için vur emri çıkarılmış. Savaş çığlıkları atan katiller alkışlanırken, yeri yurdu tahrip edilmiş ve deliye dönmüş “bilinçsiz” bir bozayı için vur emri çıkarılmış. İşte intikam ve katliam duygularının en somut hali. Ama biz öte yanda kalanlar, ayıların safındakiler savunuyoruz kendimizi. Erzurum’un Tortum ilçesine bağlı Başbağı Beldesi’nde köylüleriz, tam bin beş yüz kişiyiz, birinci köprü üstünde duran, iş makinelerinin önünü kesen. Sinop’un Gerze’sinde, Yaykıl Köyü Çakıroğlu Mahallesi’nde gaz altındayız termik santrallere karşı. Yahut nükleer, yahut bu ekolojik talan. Ayılarla aramızda bir fark var mı? Varsa bile bu umutsuzca yaşam alanını savunan gariban ayıların lehine şüphesiz. Zira bizim türümüzün en az yüzde ellisi bunların nedeni. Bizim türümüzün -bozayının aksine oy kullanabilen- yüzde ellisi, bağıra bağıra gelen bu ekolojik talana, üzerinde yaşadığımız toprağın, hayatımızın kaynağı havanın ve suyun talanına yani AKP’ye, onun politikalarına evet dedi bile isteye.”
Bilge Seçkin Çetinkaya’nın BirGün’deki ‘Onurlu insanlar, onurlu ayılar’ başlıklı yazısından.
Hangi ara insanlığı unuttuk? - Mehveş Emin (kaynak: milliyet)
Sadece Sonbahar filmiyle bile Türk sinema tarihine damga vurmuş yönetmen Özcan Alper’in Eylül başında Toronto Film Festivali’nde görücüye çıkacak yeni filmi ‘Gelecek Uzun Sürer’in trailer’ı. [via @cigdemmater]